Saturday, April 30, 2011

Yabanci dil ogreniminde kaygi

Sevgili arkadaslarim, meslektaslarim, ve dil ogrenen degerli ogrencilerimiz,

Dil ogrenirken edindigim farkli tecrubelerden yola cikarak bu internet gunlugunu (weblog) hazirlamaya karar verdim. 1996 yilinda baslayan Ingilizce ogrenme seruvenim hala devam etmekte ve o zamandan bu yana gecen sure icerisinde dil duzeyim yukselmis olmasina ragmen her ingilizce iletisim kurmam gerektiren durumda yuksek duzeyde endise yasiyorum. Ayni sekilde, ingilizce ogretmenligi yaptigim donemde her duzeyden (baslangic, orta, ileri) bir cok ogrencimin ingilizce yazmak, okumak veya konusmak zorunda kaldigi durumlarda cok stress yasadiklarina ve kaygi duyduklarina sahit oldum. Bu internet gunlugunun amaci ingilizce ogrenirken yasadigimiz tecrubelerimizi paylasmak ve bu paylasim araciligiyla fikir alisverisinde bulunmak.

Bu tartisma zemini yabanci dil ogrenen ve tecrubelerini bizlerle paylasmak isteyen herkese aciktir.

Paylasimimiza "dil ediniminde kaygi" konusu ile baslamak istiyorum. Asagidaki iki soruyu baza alarak, benimle ve muhtemel diger kullanicilarla tecrubelerinizi, dusunceleriniz ve inanclarini paylasmanizi gonulden diliyorum.

1. Yabanci dil ogrenirken en cok hangi durumlarda kaygi-endise duzeyiniz artiyor?
2. Kaygi duzeyinizi dusurmek icin herhangi bir yontem uyguluyor musunuz? Eger evet ise, neler yapiyorsunuz?

Teksas'dan sevgiler,

D.

19 comments:

  1. Yabancı dil öğrenirken temelde 2 konuda endişe duyulmaktadır. Birincisi, yeterli kelime dağarcığı edinilmediğinden konuşma ve yazma aşamalarında yetersiz kalma, doğru kelimeleri seçememe kaygısıdır. İkincisi ise Gramer bilgisinin yetersiz olması sonucunda oluşan akıcı olmayan, anlam bütünlüğü taşımayan cümlelerin kurulması ve konuşulması sonrasında gelen anlaşılamama kaygısıdır.
    Kaygı düzeyini düşürmek için birçok kişi önlem almak ister fakat mevcut durumun getirdiği eksiklikler neticesinde pekte mümkün olmaz. Örneğin yabancı dil bir matematik, kimya gibi okunup kağıt üzerinde çalışılarak etkin şekilde öğrenilecek bir ders değildir. Aksine daha çok konuşularak, pratik yaparak kazanılacak bir yetidir. Öğrenilen teorik bilginin uygulamasının yapılamaması nedeni ile (çevremizde yabancı dil konuşacak arkadaş grubunun olmaması vs.)önlem almak pek mümkün olmamaktadır.

    ReplyDelete
  2. Yabancı dil öğrenirken sizin de belirttiğiniz gibi bir çok kaygı yaşanmaktadır. Özellikle de konuşma bir çoğumuzun korkulu rüyasıdır. Bir çok arkadaşımın, gramer bilgim ve kelime bilgim çok iyi fakat konuşamıyorum dediğine bir çok defa şahit oldu. Ben bunun yanlış yapma korkusundan ileri geldiğini düşünüyorum. Eğer yanlış bir şey söylersem ve karşımdaki beni yanlış anlar ve dalga konusu olursam diye endişe duyduklarını düşünüyorum. Ben de kaygıyı her konuşmam da hissediyorum. Ayrıca dilin kültürü de kapsadığının unutulmaması gerektiğini düşünüyorum. Kültür öğrenmekle dil öğrenmek eş değer tutulmalıdır. Çünkü bu durum dile daha fazla hakim olmayı getirecektir.
    Kaygıyı azaltmak için ise, öncelikle çok fazla pratik yapmak gereklidir. Hani bir tabir vardır ya "kaşını gözünü yararak da olsa konuşmak" diye bence bu şekilde düşünülmelidir. Yanlış da olsa ısrarla konuşmaya devam edilmelidir. Eğer karşı taraf dile daha fazla hakimse, onun düzeltmeleri dikkate alınmalıdır.

    ReplyDelete
  3. Ben dil öğrenme konusunda sizlere sadece yazın çalıştığım hotelde edindiğim tecrübelerden bahsetmek istiyorum umarım yardımcı olur. Yazları mersinde bir hotelde çalısıyorum ve hafta sonları coğunlukla amerikalı müşterileri ağırlıyoruz patronum ilkokul mezunu türkçe okuyup yazamaz net bir şekilde fakat neredeyse ana dili gibi ingilizce konusur bunun nedeni türkten ingilizce öğrenmek değil direkt amerikalılarla olan iletişimden kaynaklanır. İlk senemde ing programlı bölüm okumama rağmen amerikalılarla konusurken nutkum tutulurdu fakat patronumun ingilizce sohpetlerine benide katması bugün inglizceme baya katkı sağladı ewet kelime dağarcığım cok geniş değil fakat unutmamak gerekirki türkçeyi bile bugün rutin kelimelerle cümlelerle konusuyoruz. İnancım ingilizceyide basic kelimeleri öğrenip pratik yaparak ve öncelikle hata yapmaktan kaçınmayarak öğrenmek olmalıdır.Banada deneyimimi aktaracak imkanı sağladığınız için teşekkür ederim.:)

    ReplyDelete
  4. Ben ortaokulu saymazsak ki ben saymiorum 3 yildir universitde de ingilzce ogrenmeye calisiorum ilk yilimda derste hoca bana sormasin die gozlerimi kacirirdim ya da konusmaya baslayamazdim kipkirmizi olurdum bunu nedeni ben ozguven eksikligidir elementry basladim ve hadi bakalim konus dediler utancim iki katina cikardi ya yanls bisey solersem rezil olurum ya hoca dalga gecerse hep aklimdan gecerdi gecen yaz amerikadaydim ve caliatgim yerde hic turk yoktu ilk 1hafta sorulana kisa cevaplar veriyordum son 2ay beni susturamadilar ilk basta onlarin ana dili bu ya yanlis bisey solersem acaba dalga gecerlermi die cok dusunuodum ya da anlamzsam dedigini naparim diyodum ama hic biri olmadi yanlis yaptigimda bana dogrusunu solediler ya da cok hizli konstuklarnda uyariodum hala devam ederse turkce eger ben sana bu kadar hizli konusursam sende anlamzsin diyodum ve acikliodum ingilizce ne dedigmi o da ilk ogrense bu dili anlayamaycgnu soluodm epati yaptiriyodum binevi:) cogu zamn guluoduk yanlslarima kendimle dalga gecmeyi ogrendm saniri bu sayede ozguvenim geldi bide her firsatta konsmaya calisiyorum derste hocalarmla buldugum nimetten saydigim bir erasmusluyla skypedan arkadslarimla ne kadar pratik o kadar guven bende ise yaradi umarim herkese de yarar. Esin umac

    ReplyDelete
  5. 4. sınıftan beri İngilizce eğitimi almama rağmen hala çok iyi seviyede olmamak aslında çok utanç verici. Bu kadar uzun süre kendi alanımla ilgili çalışsam profesör olabilirdim. Genel anlamda çok fazla pratik yapma imkanım olmadığı için konuşma konusunda çok eksiğim var. Grameri ne kadar oturtsamda kelime dağarcığımın yetersizliği yüzünden konuşamıyorum. Özellikle hakim olmadığım bir konu hakkında konuşuyorsam daha da fazla zorlanıyorum ve bu durum gerçekten benim için bir işkenceye dönüşüyor. Bunu aşabilmek için yapılabilecek en iyi şey pratik yapmak sanırım. Yurtdışına çıksam ister istemez kimseyle iletişim kuramayacağım için zorla da olsa konuşabilirim diye düşünüyorum. Günümüz şartlarında her meslek dalında çok önemli olduğu içinde bir şekilde buna çözüm bulunmalı.

    ReplyDelete
  6. Yasin Güven Zararsız / Eskişehir
    Yabancı dil derken, bu zamana kadar sadece ingilizce öğrenmeye çalıştığımdan dolayı ingilizce öğrenirken beni kaygılandıran nedenlerden kısaca bahsedicem. Beni öncelikli olarak kaygılandıran şey bir yabancıyla konuşurken yada ingilizce dersinde sınıfta konuşurken, başını hızlı ve seri bir şekilde getirdiğim cümlenin sonuna doğru, kelimenin ingilizcesi aklıma gelmediği için 3-4 saniye duraksamam sonucu oluşan komik durumdu. Bu saniye ne kadar artarsa, kaygı okadar artıyordu. 2.si ise karşı tarafı anlamadığım için sormaya utandığım "Can you repeat again" sorusuydu. Bu soruya aldığım cevabı tekrar anlamasam da asla 2.ye sormaz, anlamış gibi davranırdım. :) Bunlara önlem almak için yaptığım şey kelime kelime değil de, dizilerden cümle cümle çevirileri karşılaştırmak oldu. Cümleyi kalıp olarak çevirdiğim zaman cümlenin sonunu getirememe gibi bir sorun da olmuyordu. Aynı zamanda kelimeler de öğreniyordum. Haricinde sevdiğim şarkıları da bu şekilde çevirmeye kalkışınca sorunlar bir bir ortadan kalktı. Amerika'ya gidişimden sonra oluşan pratikten sonra dil öğrenme isteğim de artınca daha yeni kelimeler öğrenmek için çalışmalara başladım ve erasmuslu öğrencilerle arkadaş olup, ingilizce pratiğimi hep yüksekte tutmaya çalıştım. Türkiye'de bir Türk'le ingilizce konuşmak garip olucağı için bu durum, pratiği yüksekte tutmak için en iyi önlemdir bana göre.
    Güzel bir şey yapmışsınız hocam, yine :)
    Bu sayfayı takip edip, alınan önlemlere sürekli göz atıcam. Teşekkürler

    ReplyDelete
  7. seda,Diyarbakır(ing öğrtm)
    İngilizceyi 12 yaşında öğrenmeye başladığımda kaygı düzeyim en üstteydi.Yabncı bir dil,Ziraat fak mezunu,stajyer bir öğretmen ve ezbere dayanan bir ders..Üstelik neden öğrendiğimizi,bu dilin nerelerde işimize yarayacağını bile bilmeden.Şu anda anlıyorum ki küçük yaşta dil öğrenmek ancak oyunlarla ve çok fazla duyuya hitap ederek mümkün ancak.Kaygı düzeyimin yüksek olduğu diğer evre de üniversitedeki ilk yıllarım..telaffuz ve gramer hatası yapmak en büyük korkumdu,sebebi de hiç dilin kullanıldığı gerçek bir ortamda bulunmayışım.ünv 3. sınıfta yurtdışına gittiğimde bunun o kadar da önemli olmadıını ve bunların dile yavaş yavaş yerleştiğini öğrendim.Düşünmeden,direk o dilin içinde olmak kadar önemli birşey yokmuş.

    Hocam bana mesleğimi sevdiren nadir kişilerden birisiniz,üniversite deyince aklıma hep o dersteki heyecan ve şevkiniz geliyor.öğrencilerle olan mükemmel iletişiminiz de ayrıca..mutlu oluyorum:)

    ReplyDelete
  8. Şu an kaygı düzeyimin çok fazla oldugunu düşünmüyorum. fakat ingilizce öğrenimime basladıgım yıllarda yani 6. sınıftan itibaren liseye kadar bu kaygı vardı ve bunun da "grammar hatası yapabilirim, eger karsıdaki beni anlamazsa nolur veya pronunciation hatalarım vardır" gibi kaygılardı. Fakat lisedeki hocamız sayesinde (ki bu hocamız 2 yıl İngilterede yaşamış bir kişi oldugu için telaffuzu da cok guzeldi) bu kaygılarımı yendim.Ayrıca testten cok bize proje yaptırıp daha lisedeyken bu projeleri sunmamız da bu kaygılarımı yenmeme olanak sagladı. Bunların yanında kaygı sahibi olmanın biraz da kişilikle alakalı oldugunu düşünüyorum. Extrovert bir kişi ise dil öğrenen kişi daha kolay yenebilir bu kaygıları. Örneğin üniversitede daha extrovert bir kişi oldum; katıldıgım öğrenci toplulukları sayesinde kişiler arası iletişimim gerek anadilimde gerekse yabancı dilde çok gelişti. Bu nedenle şu an herhangi bir kaygı duymuyorum. Bu konuyla ilgili öğrencilerime ulaşmaya çalışacagım ve onların da goruslerini alacagım. Tesekkurler Duygu'cum, çok güzel bir nokta bence bu dil öğreniminde. Kolay gelsin başarılar... Texas'ta gorusmek dileğiyle...

    ReplyDelete
  9. ben yabancı dil öğrenimini bir maraton yarışına benzetiyorum.uzun ve zahmetli bir yolda sabırla amaca ulaşmak için elimizden geleni yapmak isteriz.lakin daha yolun başında bunun üstesinden gelebilir miyim sorusu gelir aklımıza dakika bir gol bir başlangıçta kaygı ve endişe silsilesi başlamıştır.bu olumsuz soru ve düşünceleri mağlup edip yola emin adımlarla başladığımız ve sürdüğümüz vakit yolda bir çok engel(kaygı ve endişeler) bizi amacımızdan yıldırmaya çalışırlar.bu kaygılar özellikle diyalog kurarken insandaki öz-güven eksikliğinden ve daha çokta telaffuzdaki yanlışlıklar bu korkuları arttırıyor.bir insanın grameri ve kelime dağarcığı ne kadar yüksek olursa olsun öz-güvenden yoksunsa yinede bir telaş bir kaygı altında olacak yine bir insanın grameri ve kelime dağarcığı ne kadarda yetersiz olsa öz-güveni yerinde olduğu takdirde kendini bir şekilde ifade edebilecek ve iletişimini bir şekilde sürdürecek akabinde bu kişi kaygıdan arınmış bir biçimde dil öğrenimine emin adımlarla yürütecektir.vurgulamak istediğim öz-güvendir.öz-güvenin azaldığı noktada kaygı ve telaş seviyesi artar.dil öğrenimi esnasında kaygı seviyesini azaltmak ve ortadan kaldırmak için öncelikle psikolojik olarak kendimizi en iyi şekilde odaklamamız gerekir ve en önemlisi de kendimizi iyi tanıyarak kendimize özel öğrenim planı ve çalışma sistemi belirlememiz gerekir.ben burada bu konuda daha çok genel olarak ele aldım ayrıca bu imkanı benim gibi öğrenci arkadaşlarıma sağladığınız için teşekkür ediyorum sayın hojam :))

    ReplyDelete
  10. Ben ingilizce öğrenimine 1996 yılında başladım.O yıllarda dil eğitimi dilbilgisi, kelime ve çeviri temelli yapılmaktaydı.İlk başlarda kaygılarım vardı.Aklıma takılan sorulardan bazıları 'Nasıl öğreneceğim,kendimi ifade edebilecek miyim, tabi ki bir de eğitim sisteminin vermiş olduğu başka bir boyut dersi geçemezsem ne yaparım?'Ülkemizde öğrenciler tüm derslere olduğu gibi ingilizce'ye de bir engel olarak bakmaktadırlar.Mezun olmak için aşılması gereken bir engel.Bu durum da herkesi olduğu gibi beni de o zamanlar strese sokuyor,korku ve endişe yaşamama neden oluyordu.Bu duyguları yaşatan başka nedenlerden biri de sınıf ortamı ve diğer öğrencilerin tavırları.Başka bir deyişle,derse katıldığım zaman yanlış yaparsam bana gülerlerse rezil olurum, alay ederler diye korkardım.Neticede bu derse karşı soğumaya neden olurdu ve dolaysıyla etkileşimi azaltırdı.Hepimizin bildiği gibi ingilizcede birçok beceri alanı vardır.Bunlardan birisi de telaffuz.İngilizcede okunuş ve yazılış farklı olduğundan bizim dilimizde ise tam tersi durum söz konusu olduğu için bu da kaygı yaratan başka bir sebeptir.Yaşadığım bu endişe ve kaygılar, zamanla ingilizce eğitimim Anadolu Lisesini kazanmamla azalmaya başladı.Bunların üstesinden gelmem de kitap okuyarak,ingilizce'de yayın yapan kanallar izleyerek,müzik dinleyip film izleyerek oldu.En önemlisi de kendine güvenin olmasıdır.Mezun olana kadar prensibim 'Ben öğrenmek için burdayım,hata yapmak insanoğluna özgüdür'oldu.Elde ettiğim başarıları da bunlara borçlu olduğumu düşünüyorum.Üstelik dil edinimi çok farklı bir durum.Her alanda olduğu gibi burdada zorluklar var;ama başarıların tadına bu zorluklar olmadan varılmayarcağını düşünüyorum.Yaptığımız işleri severek yaparsak ve biraz da gayret gösterirsek başaramayacağımız bir şey yoktur.Dili öğrenmede saydığım bu nedenlerden ve uygun ortam sağlanmadığından kendini ifade etmede sorunlar yaşanmaktadır.İngilizce sözel dilsel zeka alanıyla ilgili olduğu için kullanmayınca unutuluyor.Yaşadığımız yerlerde de konuşacak kimse olmadığı için bu da köreltiyor bizleri.Bu konuda hem başta Meb'e ,okullara ,öğretmenlere ve öğrenenlere birçok sorumluluk düşmektedir.Ben öncelikle öğrenim yılının başında öğrencilerimin dil öğrenmeye yönelik önyargılarını,korku ve endişelerini ortadan kaldırmaya çalışıyorum ve bunun faydasını da gördüm.

    Umarım faydalı olur Duygu Hocam,teşekkür ederim böyle bir fırsat sunduğunuz için.

    ReplyDelete
  11. Türkiyede dil öğrenmede duyulan en büyük kaygı öğrencilerin öğrendiği ingilizce ile günlük hayatta kullanılan ingilizcenin birbirine pek benzememesi hocam.biz de bunun sıkıntısını çok çektik.özellikle de grammar ve writing derslerinde başarılı olduğum halde speaking konusunda adeta dut yemiş bülbüle dönmek..sanırım bir çok arkadaşımın kaderi böyle..öğrenilen ingilizcenin geliştirilememesi ve tekrarlanmaması sonucunda da kelimelerin unutulmaya yüz tutması ve defalarca sil baştan ingilizce öğrenmek var bir de..saygılar

    ReplyDelete
  12. İnglizce öğrenmeye hevesli bir öğrenci olduğum için en başından beri inglizce öğrenim sürecimde çok endişe duyacağım bi sorunla karşılaşmadım.Ta ki üniversite hazırlık sınıfının speaking sınavlarıyla karşılaşana kadar:)

    Bu sınavlara girmeden önce kendime güvenim oldukça yüksekti bu dili kolayca öğrenebileceğim konusunda ama ilk konuşma sınavında anladım ki öğrendiğim ingilizcenin çok az bir kısmını kelimelere dökebilyordum.Yani,bu bana verilen konuyla ilgili kelime bilmememden kaynaklanmıyordu.Sadece öğrendiğimiz gramer kalıplarıyla kelimeleri birbirine ekleyemiyordum ve beynimden geçenleri ifade edemiyordum.

    En büyük kaygıyı karşılıklı konuşmaya gelince yasadım hatta sonrasında bu tür pratiklerden kaçındım.Mesela okuldaki yabancı öğrencilerle konuşmaya dahi çekindim kendimi ifade edememe korkusuyla(her ne kadar bunun yalnış olduğunu bilsem de)doğal olarak bu korkuyu yenemedikçe bir gelişme elde edemedim konuşmamda.Belki de öğrenimimizin en başından beri pratik ağırlıklı bir program uygulanabilseydi bu ben ve diğer birçok arkadaşım için bu kadar sorun olmazdı.

    Bu kaygıyı yenebilmek için internet üzerinden yabancı arkadaşarımla konuşuyorum ve ingilizce film izliyorum(mümkün olduğunca alt yazısız:))Ve bir gün sizin gibi mükemmel bir inglizcem olabieceğini hayal ediyorum:)

    Yazma konusunda herhangi bir kaygı yaşamadım şimdiye kadar,bildiğim kelimelerle kendimi ifade edebiliyorum yazarken.

    Şimdilik bunları tespit ettim Duygu hocam.

    Saygılarımla..

    ReplyDelete
  13. benim için en zor olan durum kelime ezberlemek, öğrendiğim kelimeleri de konuşma dilinde anlayamamak.. bu iki durum benim kaygımı müthiş derecede arttırıyor. özellikle ; öğrendiğim kelimeleri konuşma dilinde anlayamamak ingilizce öğrenirken boşa kürek çekiyormuşum hissi uyandırdı bende..bu durumları aşmak için alt seviyeden başlayarak ingilizce hikayeler okumaya başladım. kitap okumanın kelime öğrenmeye katkısı gayet iyi.. mümkün olduğunca filmi olan hikayeleri tercih ediyorum kitabı okuduktan sonra filmini izlemek konuşma olurken cümleleri az da olsa tahmin edebilmemi dolayısıyla kelimeleri anlamamı sağlıyo.
    kaygılarım ve kendimce ürettiğim çözümler bunlar hocam umarım faydası olur.. başarılarınızın devamını diliyorum
    TÜRKİYE den sevgi ve saygılarımla

    ReplyDelete
  14. Hafızada tutmak benim için en büyük sorun. Ancak bunu aşabilecek bir çözüm bulamadım. Bu sebepten dolayı her ne kadar benim için çok önemli bir fonksiyonu olsada ezberlemekten bıktığımdan dolayı artık uğraşmıyorum. Ancak bu ileride yine bir sorun olarak karşıma çıkacak diye düşünüyorum. Şu ana kadar gördüğüm kadarıyla basit ve kolayca akılda kalabilecek ezberleme teknikleri ile öğrenmek isteyen kişiler desteklenmekte, fakat alışkanlıklar kötü bir huy ve çevrenizde sürekli tekrar edebilecek bir ortama sahip değilseniz bir süre sonra tekrar baştan almak gerekiyor. Bence bir kişi bir dili öğrenmek istiyorsa mutlaka ama mutlaka dilin konuşulduğu bir dış ülkeye iş veya gezi amaçlı en az 6 aylık bir tura çıkmalıdır. Açıkçası bende yüksek lisanstan sonra böyle bir imkan yaratmak için uğraşacağım umarım olur ama öncesinde kelime dağarcığımı geliştirmem gerekiyor. eskiden bunun için bize verilen taktik şuydu bir torba içine bilmediğin kelimeleri tek tek yazıyorsun arkasınada türkçesini benim için bir opsiyon ancak zaman ayırmak lazım vede tabi yorgun olmayan bir beyin o anda başka bir işi düşünmemek gerekiyor yoksa ezber durumu kısa süreli oluyor. Bence bir diğer sorun konuşma çünkü, yabancı bir kişiyle karşılaştığımızda eğer pratiğiniz yoksa önce kişinin söylediği cümleleri anlamaya sonra türkçeye çevirmeye sonra cevabınızı ingilizceye çevirmeye çalışıyorsunuz işte sıkıntı burda başlıyor kalıpları ve kalıplaşmış günlük kullanımı bilmiyorsanız "ne dedi bu adam ?" gibi bir soru yöneltebiliyorsunuz yada öylece bakakalıyorsunuz :) zor bir durum. bunu aşmak için bir konuşma ortamınızın olması gerekiyor kesinlikle yalan yanlış olduğuna bakmadan konuşmak gerekiyor bence çünkü kişi o an konuşmayı yeni söken bir çocuk olarak görmelidir kendini hata yapacağı endişesinden arınmalıdır yoksa bu endişeden dolayı konuşamaz.
    Okuma olayı genelde pek sorun olmuyor çünkü dil o kadar çok yabancı kelimeyle dolduki neredeyse asimile olmuş durumda birde güncel medya ve teknoloji sayesinde kulak alışkanlığından dolayı telaffuzlarda pek sıkıntı olacağını sanmıyorum en azından artık benim için çok fazla değil. bunun için yabancı dizi film izlemek ve kitap okumak ayrıca internetten sesli kelime telaffuzlarıyla ilgili ilgizi çekebilecek bir kaç site boş vakitlerde dinlenirken yardımcı olabiliyor.
    Duygu Hocam;
    Eskişehir'den sevgi ve saygılarımla...

    ReplyDelete
  15. Öncelikle günümüzde teknolojinin gelişimi ve yaşamın getirdiği birtakım zorluklar yabancı dilin de bilinmesini zorunluluk konumuna getirmiştir. Artık günümüzde alternatif bir dil bilmek de yeterli kalmıyor. Bu çerçevede, dil öğrenme süreci içerisinde İngilizceyi baz alarak değerlendirirsek, ilk başta asıl problemin tamamen kişisel odaklı olduğu kanısındayım. Kastettiğim ilginin yanı sıra hepimizin aşamadığı bi problem.. özgüven eksikliği maalesef... konuşurken hata yaparsam acaba başkaları ne der, bana gülerler mi… gibi birtakım sorular nedeniyle konuşamamaktayız. Örneğin, bir erasmus öğrencisine baktığımız zaman dertlerini anlatmak adına kelimeleri birleştirerek cümle kurması söz konusudur. İllaki öğrenildiği gibi “gramer kuralları düzgün olsun yoksa anlaşılmam” önyargısını aşmak gereklidir bir bakıma. Zamanla zaten cümleler yerine oturacak daha düzgün bir şekilde konuşur hale gelecektir kişi de. Bunun ardında bize öğretildiği gibi konuşma isteği yatıyor olsa gerek özgüvenimizi eritmeye yetiyor. Yukarıda Gürkan arkadaşımızın da belirttiği gibi karşımızdakinin anlamayacağını düşünerek de sessiz kalmayı tercih etmekteyiz. Oysaki, özellikle İngilizce için konuşma pratiği yapmak esastır. Konuşarak daha akıcı ve etkili bir şekilde dili kullanabilir, kelime dağarcığını genişleterek söylenenler daha net algılanabilir hale gelecektir. Hazırlık okuduğum yıllarda en çok zorlandığım süreç gramerdi özellikle. Hangi zaman hangi boşluğa getirilirse düzgün bir cümle kurmuş olurum, sıkıntısı yaşadım ilk başlarda. Ancak İngilizce metinler okuyarak, kitaplar ve kısa hikayeler okuyarak problemin üstesinden geldiğim inancındayım. Ayrıca öğrenme sürecinde yabancı müzikle olsun yabancı kanallardaki dizileri, filmleri izleyerek olsun konuşma esnasında karşınızdakini daha seçici ve net algılayabilirsiniz, bunu gördüm. Zaten çoğunlukla şimdiki, geniş, geçmiş ve gelecek zamanlar kullanılıyor o öğretilen 20 tense içinden… Reading’i seviyordum, alıştırmaları da hep eğlenceli gelmiştir. Belki kelime dünyasını sevdiğim içindir bilmem ama kelimelerin konuşmayı kolaylaştırma açısından -gramer bilmesek dahi- yararlı olduğu kanaatindeyim. Özetle, kendimize aşıladığımız özgüvenle çevre baskısı hissetmeden rahatça derdimizi anlatabilmek için İngilizce öğrenirken konuşma pratiğinin esas olduğunu düşünüyorum. Zamanla çok daha güzel, etkili ve akıcı konuşacağız zaten…
    Böyle bir konunun dil öğrenmeye hevesli veya zorunluluk nedeniyle de olsa dil öğrenenlere yolculuk esnasında ışık tutması açısından çok yararlı olduğunu düşünerek, Duygu Hocama böylesine faydalı bi blog hazırladığı için çok teşekkür ediyorum… sevgilerimle, Murat.

    ReplyDelete
  16. Öğrencilerimle paylaştım, bana çoğunlukla "konuşmaları gerektiğinde" ve sınavlarda (hangi tür olursa olsun" kaygı düzeylerinin hat safhada arttığını söylediler. Karşı tarafı anlayamamaktan, doğru yanıtlar verememekten ve konuşurken yanlış sözcükler ve yapılar kullanmaktan korktuklarını belirttiler. Sınavlarda da hata yapmak ve düşük not almak kaygılarını üst düzeye taşıyor tabi ki..Kısacası "hata yapmak" onların en büyük endişesi, hem "embarrassed" hissetmekten hem de hata yapmalarının notlarına yansımasından çekiniyorlar...

    ReplyDelete
  17. Ana dilim hariç 5 dil öğrendim.. yabancı dil öğrenirken şübhesiz en çok konuşmada ve diyalog kurabilmekte heycan ve endişem artiyordu.
    Ben tecrübelerimden bunu öğrendim: DİL BİR İLETİŞİM ARAÇIDIR. İLETİŞİM DE KARŞI TARAFA DÜŞÜNCE AKTARABİLMEKTİR. Yeni dil öğrenirken İki kelime ile de olsa derdimi anlatabilmek benim için büyük bir başarıydı. Türkçeyi bir Türk gibi ya da İngilizceyi bir İngiliz gibi konuşmam şart değil, Karşımdaki soylediğimi anlamasa 4-5 kere tekrarlasam yine anlamasa, gülse de ben kendimi çok başarılı görüyordum ve bu bana öz güven ve cesaret veriyordu ve boylece heycanımı yeniyordum..


    Bence hiç bir dil grammer çalışarak öğrenilmez. İnsan oğlu dilini önce konuşmuş sonra gramerini konuşulana göre koymuştur. Okullarımız maalesef 5-6 sene gramer öğretiyorlar ama konuşma öğretmiyorlar.
    Umarım size bir şeyler aktarabildim. Yazıda hatalarım olursa kusuruma bakmayın imlada çok iyi değilim..

    Hipinize başarılar diliyorum..

    ReplyDelete
  18. 6 yıldır ingilizce eğitim görüyoruz. grammer bilgisi sürekli öğretiliyor.faket bence karşımızdaki insanalarla kelimelerle de iletişim kurabiliriz. konuşurken hepimiz heyecanlanıyoruz. cümle kurma alıştırmalarında zorlanıyorum. asıl amacın karşımızdakiyle iletişim kurmak gerektiğini düşünüyorum

    ReplyDelete
  19. Yapamayacagımı düsündügüm zamanlarda daha cok kaygılanıyorum. Grammer alıstırmalarını pek sevmiyorum, cok sıkıcı geliyor.Grammerde ögrendiklerimi sınavdan sonra unutuyorum sadece sınavı gecmek icin ezberliyorum :) İngilizcenin sınav olarak ölcülmesine karsıyım.

    ReplyDelete